Selam,

BizimAlem'e hoşgeldiniz sitemizde işlem yapa bilmek için lütfen üye olunuz

Dikkat: SİTEMİZDE İNDİRMİŞ OLDUGUNUZ DOSYALARDAN BİLGİSAYARINIZA GELEBİLCEK SORUNLARDAN BİZ SORUMLU DEGİLİZ LÜTFEN İNDİRDİKTEN SONRA MUTLAKA VİRÜS TARAMASINDAN GECİRMENİZ ÖNEMLE DUYRULUR...


 
AnasayfaAnasayfa  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş
 

 Can yüceL Şiir ve MakaLe Buraya yazın arkadaşlar

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 288
Kayıt tarihi : 22/07/09
Yaş : 28
Nerden : ankara

Can yüceL Şiir ve MakaLe Buraya yazın arkadaşlar Empty
MesajKonu: Can yüceL Şiir ve MakaLe Buraya yazın arkadaşlar   Can yüceL Şiir ve MakaLe Buraya yazın arkadaşlar Icon_minitimeCuma Ağus. 14, 2009 1:58 pm

Evet arkadaşlar CanYüceL'in paylaşmaya deger bir sürü şiiri ve makalesi var bu 3 şiir benim begendigim ve paylaşmak istedigim şiirleri elimde makaleleri hakkında bir bilgi yok. Eger makaleleri hakkında bilgisi olan varsa bizimle paylaşmasını rica ediyorum...




Eger

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!


Özledim Seni
özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
''git artık'' demek
''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa''
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....

Aşk ve Ayakkabı
Asklar da ayakkabilar gibidir... Bazilari çamur yagmur, toz toprak kar buz gibi her türlü "kötü hava" kosullarina dayaniklidir.Bazilari ise ummadiginiz kadar kisa zamanda çabucak "yamulur" ilk yagmurlu havada "alti açilir" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup" gider.

Asklari da ayakkabilar kadar "itinayla" seçmezseniz, tipki ayaginizda oldugu gibi yüreginizde NASIR olusabilir.

Dar gelen bir ayakkabiyi sadece tarzini begendiginiz için "zamanla açilir" diyen saticiya inanarak alirsaniz, zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" baslar.

Ruhunuzu daraltan bir ask içinde yalnizca fiziksel begeniye kapilip "zamanla düzelir" diyenlere kanarsaniz, yine zamanla içinizdeki olumlu duygularin "çarpildigini" görebilirsiniz.

Asik olabileceginiz insan türü, tipki ayakkabilar kadar degisik stillerde, farkli kalitelerde ve sayisiz "renktedir".... Aski bir çesit serüven olarak "spor" gibi yasayanlar, aynen "spor ayakkabi" gibi dikkat çekici ve rahat kisileri bulurlar.

Tersine askta tutucu ve istikrarli olmayi benimseyenler "klasik ayakkabi" gibi muhafazakar çizgiler tasiyanlara tutulurlar.

Dekolte ayakkabilar gibi sadece cinsellik ve eglence zevkleriyle ateslenen asklar vardir.

"Bez" ayakkabilar gibi kisa ömürlü "tatil asklari" ise hemen herkesin kisisel tarihinde mevcuttur.

"Marka" ayakkabi alir gibi, sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan" asiklar görürsünüz.

Kati plastikten "yagmur çizmesi" edinir gibi mantik süzgecinden geçirip "ise yarar" biçimde yasamak isteyenleri de bilirsiniz.

Ayrica ne tuhaf ki, psikolojik testlerde "zaafi"olup evine sayisiz çesitte ayakkabilar yigan insanlarin ayni zamanda "degisik" türde asklara da zaafi oldugu söylenir.

Evet ask "ayakkabidir".

Aynen ayakkabiniza bakim yapmayip "hor" kullandigniz zaman kolayca eskittiginiz gibi, askiniza da dikkatli davranmayip özen göstermediginiz zaman kisa sürede "eskitirsiniz".

Ve nasil ki "delik" bir ayakkabiyi tamir ettirdiginizde yalnizca "bir miktar" ömrünü uzatmis olursaniz; "delik" bir aski onarmaya kalkistiginizda da "asla eskisi gibi olmayacaktir"!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://bizimalem.ace.st
xxserap

xxserap

Mesaj Sayısı : 28
Kayıt tarihi : 26/07/09
Yaş : 28

Can yüceL Şiir ve MakaLe Buraya yazın arkadaşlar Empty
MesajKonu: Geri: Can yüceL Şiir ve MakaLe Buraya yazın arkadaşlar   Can yüceL Şiir ve MakaLe Buraya yazın arkadaşlar Icon_minitimeCuma Ağus. 14, 2009 6:37 pm

ANNEME AÇIK MEKTUP
Sevgili anneciğim,

Ne garip; yeni yeni farkediyorum ki, çocukları anne olunca çocuklaşıyor
anneler... Ve insan, zamanın nasıl insafsız bir öğütücü olduğunu bu rol
değişiminde anlıyor. Eminim karnındaki ilk tekmemden, hatta doktorların
'Bundan sonra ağır kaldırmak yok' müjdesinden beridir iki kişilik yaşıyorsun
yaşamı...

Doğum odasında bir küçük el saçlarına tutununca değişti herşey ve o el, o
saçtan hiç eksik olmasın istedin.

Kimbilir kaç geceyi karyola başuçlarında derin iç çekişler dinleyip
hüzünlenerek uykusuz geçirdin, kaç emzirme seansında bitkin uyuyakaldın. O
gün bugündür hayatı, bir toprakla çiçeği kadar ortak üretiyor, tüketiyoruz.

Yolboyu, kusurlarını hiç görmedik birbirimizin, yeteneklerimizi abarttık
karşılıklı; toz kondurmadık üzerimize, kol kanat gerdik... Ben dünyanın en
iyi evladıydım, sense tarihin en iyi annesi... Her çığlıkta başucumda
biteceğini bilmenin güveniyle büyüdüm. Her derdimde benden çok
dertleneceğini bilmenin o bencil alışkanlığıyla ayakta kaldım.

Sevginle donandım...

Ama sonra birden o korkunç çark devreye girdi ve yaşamın acımasız kuralı
işledi: Büyüdüm...

Senin kollarında 'sen'den habersiz, bambaşka bir 'ben' çıktı ortaya. Bazen o
eski 'ben'e hiç benzemeyen bir 'ben'... Çünkü farkettim ki anlattığın
masalların yaşamda karşılığı yokmuş. Kızlar bir prens umuduyla kurbağaları
öpedursun, ben her yalanda burnumu yokladım. Şaşırdım. Bostandaki
lahanaların, ısırılmış lahanaların ve benzeri pastoral ninnilerin modasının
geçtiğini gördüm sokakta...

Söyleyemedim sana...

'Yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin artık eskisi kadar geçerli
olmadığını' anlatan kitapları salonun ortasında açık bıraktım, açıp okuyasın
diye...

Her kuşağın o vazgeçilmez ikilemi depreşti yeniden: 'Devir de amma değişti'
diye yakınırken sen; ben ilginle boğulduğumdan dertlendim. Bir yerim
yaralandığında 'Anam görürse ne kadar üzülür' diye gizlemeye çalışmak küçük
bir çocuk için nasıl bir yüktür bilir misin? Acından çok onda yaratacağın
acı, acıtır canını...

Oysa ne çok acılar paylaştık seninle...Ve ne çok sevinçler yaşadık
beraber...Nasıl dar günlerde yardıma koşup, kaç şenliğine ortak olduk
birbirimizin? ... Lakin artık kafesten uçma vaktiydi.'Danaların girdiği
bostan'da ayakta kalabilmenin yolu, tek başına kanat çırpmayı öğrenmekten
geçiyordu.

Yargıladık birbirimizi bir dönem...Sorguladık... Sen bana eş dost
çocuklarını örnek gösterdikçe, ben seni eş dost ebeveynleriyle kıyaslar
oldum. Sen her sohbete 'Bizim çocukluğumuzda...' diye başladıkça ben,
değişen takvim yapraklarını koydum önüne... Nasıl da zalim bir çark bu değil
mi? Doğuyor, doğuruyor ve günün birinde yuvadan uçacağını bile bile koca bir
ömrü karşılıksız veriyorsun... ...Ve hayat birden ıssız bir adaya
dönüşüveriyor. Sonrası kâh bir kapı zili beklentisi, kâh bir mektup, kâh bir
telefon sesi... Gizliden gizliye özlenen bir torun müjdesi...

Fotoğraflar sarardıkça solan bir yaşam ve uzaklaştıkça yakınlaştığımız bir
mazinin geri dönmez anıları... Yazılarla konuştuk öyle
zamanlarda...Bakışlarla anlaştık. Ağlaştık birbirimizden gizleyerek
acılarımızı... Bir mimikle özleştik, bir gülüşle kavuştuk. Ben büyürken seni
de büyüttüm.

Şimdi çok daha iyi anlıyoruz birbirimizi... Çünkü küçücük bir el saçlarımı
kavrıyor geceleri... Karyola başlarında uykusuz geceler geçiriyorum.
Pastoral ninnilerle büyütüyoruz oğlumu; yalancı çocukların burunları uzuyor
masallarda, öpülen kurbağalar prens oluyor.

...Ve yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin geçersizleştiğini anlatan
kitapları kaldırıyoruz salondan gizli gizli... O korkunç çark, acımasız bir
hızla dönmeye devam ediyor. Zaman, öğütüyor kuşakları...

İnsan ancak mahrum kalınca anlıyor sevginin değerini... Bense sevginden
mahrum kalmaya fazla dayanamayacağımı biliyorum. O yüzden bu Anneler
Günü'nde sana upuzun bir ömür diliyorum.

Hem biliyor musun? 'Seni çok seviyorum'......

Can Dündar
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Can yüceL Şiir ve MakaLe Buraya yazın arkadaşlar
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kültür-Sanat » Edebiyat :: Edebiyat-
Buraya geçin: